Süper Öğrenme – Gerçek mi Gizem mi?

Dum dum ta dum! Dum dum ta dum! Ormanda tam tamların sesi yankılanıyor. Hızla koşuyorsun. Nefes nefesesin. Yerliler peşinde! Zagor çizgi romanlarında Kızılderililer uzak mesafeleri tam tam sesleriyle iletişim kurarak aşarlardı. Çocukça gülümserken bütün bunların gerçek olduğunu bilmiyordum. Beynin ritmlere duyarlı olduğunu ve mesajların farklı ritmlere sıkıştırıp parçalar halinde gönderebileceğini de bilemezdim. Öğrendim ki beyin sadece ritmlere duyarlı değil, ritmler beynin durumunu değiştirerek öğrenme, hatırlama ve duygusal kontrolde hayati bir rol oynuyor. Herkesin merak ettiği soru: nasıl?

Kolombiya ve Peru Ormanların’da yaşayan Bora yerlileri ses ve ritm arasındaki ilişkiyi çözmüş görünüyor. Max Planck Enstitüsü’nün yaptığı bir araştırmada¹ yerlilerin davullar kullanarak yüzlerce metre uzaklıktan mesajlar gönderebildiği anlaşıldı. Tek parça kütükten oyulmuş birer davulun kullanıldığı mesajlaşmada her davul iki ses çıkarabiliyor, toplamda iki davul, dört ses. Farklı kombinasyonlarla acil durumlar, çağrılar veya önemli basit mesajlar iletilebiliyor. Peki bunun öğrenmeyle ne ilgisi var?

Beynimiz ritmlere duyarlıdır. Aslında sadece beynimiz değil, fiziksel dünyadaki her şey belli döngülere bağlıdır. Mevsimler doğanın ritmidir. Gezegenler belirli bir hız ve rotada dönerler. Beyin ise sarkadyan ritm adı verilen ve gün ışığının ortaya çıkıp kaybolmasıyla oluşan yirmi dört saatlik ritme göre durum değiştirir. 1938 yılında Chicago Üniversitesin’den iki biliminsanı uykunun ışıkla ilgili ilişkisini araştırmaya² karar verdiler. Işık görmeyen bir mağarada seksen iki gün yaşadıktan sonra ışık olmadan beynin ritmlerinin bozulduğunu ve uyku düzenlerinin darma dağın olduğunu farkettiler. Öyle görünüyor ki dışarıdan gelen ipuçları (örn. havanın kararması) beynin hormon salınımını ve nasıl işleyeceğini etkileyebiliyor. Ama bu senin yapabileceklerin karşısında çocuk oyuncağı.


1938’de yapılan araştırma.

Yeni bir şey öğrenirken beynindeki hücreler (nöronlar) arasındaki aktivite yükselir. Öğrendiğini tekrar ettiğinde ise öğrenmeyi pekiştiren yeni beyin bağlantıları oluşur. MIT’deki biliminsanlarının yaptığı bir araştırmada³ yeni bir şey öğrenirken beynin elektriksel aktivitesinin değiştiği ve farklı bir duruma geçtiği gözlemlendi. bu öğrenme durumunda beyin sakinleşiyor, dikkat yoğunlaşıyor ve öğrenme başlıyordu. California Üniversitesin’deki bir başka araştırmada ise fareler uyurken biliminsanları onların beyin dalgalarını değiştirdiler. (“Son zamanlarda uyuyamıyorum abi!”) Araştırmanın sonunda beyin dalgalarının değişmesinin farelerdeki hatırlama ve unutma oranını etkilediği ortaya çıktı. Beyin dalgalarını değiştirerek öğrenmeyi geliştirmek mümkünse neden kullanmıyoruz? Bu sorunun cevabına bakmadan önce beyin dalgası ne demek, beynin neden dalgaları var bir gözatalım.

Beyin Dalgaları ve Öğrenme İlişkisi

Beynin sürekli kendini çevreye göre düzenleyen, milyarlarca hücreyi aynı anda yönetebilen sıradışı bir organ. Farklı durumlara uyum sağlaması beyin hücrelerinin birbiriyle iletişim kurabilmesiyle ilgilidir. Bu iletişimi güçlendiren de beynin elektriksel aktivitesini değiştirerek farklı bir dalga boyuna geçebilmesidir.

Beynini bir radyo alıcısı olarak hayal et. Bu radyonun beş tane kanalı var (aslında daha fazla ama hepsini bilmiyoruz) ve kanallar çevrendeki değişikliklere veya senin duygu ve düşüncelerine göre değişiyor.

  1. Gama Beyin Dalgası: Beynin en hızlı elektriksel aktivite sergilediği dalga boyudur. Bu seni mest eden bir radyo frekansına geçmeye benziyor. Beynin Gamma’dayken hafıza, dikkat ve sınıflandırmada on numara, beş yıldız. İlginç bir şekilde Gama beyin dalgaları hala bir gizem barındırıyor çünkü meditatif hallerde gözlemlenirken şizofreni, Alzheimer ve Epilepsi (sara) gibi hastalıklarda da ortaya çıkıyor. İşte biliminsanı ve doğa arasında bir bilmece daha!
  2. Beta Beyin Dalgası: Günlük işlerini yaparken, problem çözerken veya çeşitli yargılarda bulunurken Beta Frekansındasın. Dış dünyayla ilgilenmeni kolaylaştırsa da bütün gün beyni Beta’da çalıştırmak sabırsızlık, sinir ve “kafam kazan gibi” durumunu ortaya çıkarıyor çünkü beynin fazla enerji harcıyor. Vites değiştirmezsen motoru yakarsın.
  3. Alfa Beyin Dalgası: Altmışlı yıllarda meditasyonun Amerika’ya yayılmasıyla – Beatles sağolsun – beyin dalgalarıyla ilgili araştırmalar hız kazandı. Meditasyon halinde rahatlayan zihin öğrenmeye açılıyor ve önceden unuttuğu anılara erişim sağlayabiliyordu. Bu nedenle Alfa beyin dalgalarının altın çocuğudur.
  4. Theta Beyin Dalgaları: Derin bir meditasyon halinde veya uykuda ortaya çıkan bu beyin dalgaları insanı düşündürüyor: Nasıl oluyor da beyin uykudaki kadar, belki daha fazla rahatlıyor ama uykuya sürüklenmiyor? Acaba Doğu’daki Yogiler’in sırrı Theta’dan mı geçiyor? Bu sorunun cevabını meditasyon ve hipnozdan bahsedeceğim bir başka makalede ele alacağım. Şimdilik thetanın insanın en derin anılarına ve duygularına erişmesini sağlayan bir hal olduğunu bilmen yeterlidir.
  5. Delta Beyin Dalgası: Beyin derin bir uykudayken delta dalgasına geçer. Eğer dinleyebilseydin bu dalga uzaktan gelen ve derine işleyen bir davul sesi gibi yoğun olurdu. Delta durumu sadece uykuya özgü değil. İyileştirici uyku veya derin dinlenme gibi hallerle ilişkilendirilen hipnotik hallerde de beyin Delta Dalgası’na geçebiliyor. Bu frekansta beden kendi kendini iyileştirme kabiliyetini tam potansiyeliyle kullanıyor.

Daha İyi Öğrenmek için Beyin Dalgalarını Nasıl Değiştirebilirsin?

Korktuğunda herkesin bildiği bir şey var: derin bir nefes al ve rahatla. Derin ve yavaş nefesler kalp atışlarını düşürürken beyni stres modundan dinlenme moduna geçiriyor. Basit. Ama daha fazlası var. Northwestern Üniversitesin’de yapılan bir araştırmada nefes alış verişin beyin üzerindeki şaşırtıcı etkileri ortaya çıktı. Katılımcılar yavaş nefes alıp verdiğinde bilgisayarda gösterilen resimleri daha iyi hatırladılar. Hızlı ve kısa nefeslerde ise tehlikeli yüzleri daha kolay hatırladılar. Evrmsel olarak anlamlı görünüyor. Araştırmacılara göre nefes alış veriş sadece oksijenle ilgili değil. O beynin bilişsel işlevlerini etkileyen, hafta ve dikkati uyaran bir aktivite.

Yavaş, Sakin ve Ritmik Nefes Almak

Nefesi düzenlemenin birçok yolu var. Yavaşlayıp nefesi karın bölgesine çekip nazikçe bırakarak bir ritm yaratmak bunlardan biri. Bir başka yol ise yavaş ama düzenli bir ritm tutturmak. Bunu oturarak veya uzanarak da yapabilirsin. Nefesi burnundan alırken içinden dörde kadar say. Nefesi verirken bir dört daha say ve arada boşluk bırakmadan devam et. Amaç beynin uyum sağlaması için bir döngü oluşturmak. Bir süre sonra nefes çabasız bir akışa geçer. Doğu’da söyledikleri gibi nefes seni solumaya başlar.

Derin nefeslerin beyni rahatlatmasının bir başka nedeni daha var: vagus siniri. Kafatasından yayılan on iki çift sinirden birisi olan Vagus her sakin ve derin nefes alış verişte beyne rahatlaması için bazı mesajlar gönderir. Ayrıca bedendeki kortizolün azalması ve yangı (iltahap) tepkisinin sonlanması için de altyapıyı hazırlar. Bundan kitabımda geniş çaplı bahsettim (Bedenle Konuşan Zihin – Vagus Yeni Elvis Olabilir mi?

Öğrenme için Beyin Dalgalarını Değiştirmek

1960’lı yıllar sadece hippilerin yılı değildi. Bilimsel alanda sıradışı olarak kabul edilen izolasyon tankları, LSD ve psikodelik maddeler ve öğrenme ile ilgili araştırmalar da o yıllarda ortaya çıktı. Bunlardan en ilgi çekici olanı ise o zamanlar bir Doğu Bloku ülkesi olan Bulgaristan’daki Dr. Gregori Lozanov’un dil öğrenme üzerine yaptığı araştırmalardı.

Dil öğrenmenin en doğru yolunun sınıfta olduğunu düşünerek hepimizi tahta sıralara oturttular. Dr. Lozanov ise müzik ve sanatı duygusal gücü ve öğrenmeyi kolaylaştırdığı için Suggestopedia adını verdiği metodla birleştirdi. Suggestopedia suggestion, yani telkin ve öğrenmeyle ilgil anlamda gelen pedia köklerinin birleşiminden oluşan bir kelime. Suggestopedia, öğrenmeyle ilgili telkin demek.

Suggestopedia programın amacı kısa bir sürede yoğun bir programla insanların tüm potansiyelini öğrenme için kullanmalarını sağlamak. Dr. Lozanov bu potansiyele rezerv enerji adını veriyor.Bu sıkıntıyla dikkatin dağılması sonucu kullan(a)madığın saklı potansiyeldir.

Bir suggestopedia sınıfında bir eğitmen ve en fazla on öğrenci bulunuyor. Öğretmen yabancı dilde oyunlarla belirli kelimeleri öğretiyor. Şarkılar ve skeçlerle öğrencileri farklı bir kültürün içine çekiyor. Öğrenmenin asıl oluştuğu yer ise herkesin uzandığı ve gözlerini kapatıp Barok devrine ait müzikleri dinlediği rahatlatıcı kısım. Barok Devrindeki ritm ve ahengin beyni bir şekilde rahatlattığı görüşü hakim. Aslında Dr. Lozanov haksız da değil.

Stanford Üniversitesin’de yapılan bir araştırmaya göre Barok Müziği beyni senkronize etme (uyumlama) gücüne sahip. Buna göre Barok Devrine ait parçalar beynin aktivitesini yavaşlatıyor, aradaki geçişler de beyinde ilginç elektro kimyasal değişimler yaratıyor. İlginç ama son derece faydalı.

 

Barok Dönemi müzisyeni Jean Baptiste Lully.

Dr. Lozanov Unesco’nun da destek olduğu biliminsanlarından biriydi. Fakat Batı’da Superlearning olarak bilinen yaklaşımla ilgili araştırmalar tutarsız. Bazıları kısa sürede yüzlerce yeni kelimeyi öğretebildiğini belirtiyor. Diğerleri ise çalışmalarda aynı tutarlılığı göremediklerini söylüyorlar. Anlaşılan o ki daha fazla çalışmaya ihtiyacımız var.

Öğrenme, Uyku ve Daha Fazlası

Artık nefes yoluyla, müzikle ve önceki makalelerimde anlattığım gibi gevşeme teknikleriyle konsantrasyonunu artırabildiğini biliyorsun. Bütün bu teknikleri düzenli bir kullanımla beyninde bütünlük ortaya çıkmasını sağlıyor. Nedir bütünlük: beynin kendi içindeki bölgelerinin birbiriyle uyum içinde iletişim kurması. Bu günün hayatta kendiyle barışık olan insanlarda doğal olarak gözlemlenen bir haldir. Düzenli bir pratikle onlardan birisi olman da mümkün.

Beyni düzenli olarak senkronize etmen gerekiyor. Eski devirlerde insanların Barok Müzik dinlemek için müzik odaları vardı. Bir iyilik yap ve teknolojiyi kullan. Belki ders arasında konsantrasyonu pekiştirmek için benim favori Barok Çağı Müzisyenim Jean Baptiste Lully’i dinlemek istersin.

Bir sonraki makalemde meditasyon ve hipnoterapinin seni nasıl bir Jedi’a dönüştürebileceğini anlatacağım.

Kaynaklar
¹https://www.sciencedaily.com/releases/2018/04/180425093853.htm
²https://www.theatlantic.com/health/archive/2015/11/the-caves-of-forgotten-time/414894/
³https://www.sciencedaily.com/releases/2017/10/171012122820.htm
https://www.sciencedaily.com/releases/2016/12/161207093034.htm
https://news.stanford.edu/news/2007/august8/med-music-080807.html

Öğrenme, beyin ve müzikle ilgili şu makale ve kaynaklar ilgini çekebilir:

17. Yüzyıl’da insanlar müzik odalarında beyinlerini senkronize ediyorlardı. Bu İngilter’deki Buckhingam Sarayı Müzik Odası
Beynin dinlediğini nasıl anlatır? Bu videoda ses ve beyin alanındaki araştırmalarıyla tanınan Dr. Nina Kraus önce dikkatli bir beynin verilen sesi nasıl duyduğunu, sonra da dikkati dağınık (bütünlük olmayan) bir beynin aynı sesi nasıl algıladığını gösteriyor! İngilizceniz varsa tüm videoyu izlemenizi tavsiye ederim.

Pin It on Pinterest

Share This