Gözlerini açtığın anda beynin düşünmene bile fırsat vermeden hazır düşünceler sunar. Pazartesi günleri birçok kişi için kötüdür, ilişkiler güvenilmezdir, hayat zordur veya mutlaka kötü hissetmen gereken bir şeyler vardır. Farkındalık olmadığında bu düşünceler güçlü bir gerçeklik yaratabilir. İşte acı gerçek: beynin istediğin gibi çalışmıyor çünkü yetiştiğin çevre, ilişkilerin ve yaşadıkların beynini belirli bir yönde şekillendirdi. Oysa beyin ömür boyu şekil değiştiren, gelişen bir organdır. Doğru bir yaklaşımla huzur, güven, yeterlilik ve öz yönetim için dengeli bir beyin oluşturabilirsin.

Kişiliğin temelleri anne karnında atılır. “Hadi çocukluğuna inelim” demiyorum ama oraya bakmadan neyin neden işlediğini anlamak zor olabilir. Çünkü daha bebekken anne karnında doğrudan annenin duygularını hissedersin ve çevreden gelen seslere duyarlısındır. İtalya’da farkındalık yaratmayı amaçlayan bu kısa reklam videosu anne karnındaki bebeğin öfke ve yüksek sese nasıl tepki verdiğini tüm çıplaklığıyla anlatmış.

İzlemek için resme tıkla.

 

 

 

 

 

 

 

Bebek anne karnındayken amniyotik sıvı adı verilen suyun içinde yaşar. Bu sıvı sayesinde annenin hisleri kimyasal sinyallerle bebeğe iletilir. Araştırmalar annede kronik (devamlı) stres olduğunda amniyotik sıvıdaki stres hormonlarında artış olduğunu göstermiştir. Maalesef gelişmekte olan bebeğin beyni uzun süreli strese maruz kaldığında stresi yönetmesi gereken beyin bağlantıları aşırı aktiviteye veya aşırı yavaşlığa neden olur. Stres hormonlarının yükselmesi bebeğin korku dolu ve kaygıya yatkın bir kişilikle doğmasına neden olabilir. Çocuğun içinde yetiştiği çevre beynini şekillendirmeye başlamıştır bile!

Farelerle yapılan bir araştırmaya göre laboratuvar ortamında aşırı strese maruz kalan hamile fareler daha ürkek ve strese duyarlı tepkiler sergilemiştir. Ayrıca yavrularında daha fazla öğrenme zorluğu ve hafıza sorunları görülmüştür. En azından hayvan dünyasında kişiliğin temellerinin anne karnında atıldığı ispatlanmış durumda. Ama hayvanlar bir insanın sahip olduğu farkındalık seviyesinde değildir.

Çevre, İlişkiler ve Yaşananların Beynin Üzerindeki Etkisi

İnsanların durumu daha karışıktır. Bilinenin aksine insan beyni ömür boyu değişim geçiren bir organdır. Çevre, ilişkiler ve yaşadıkların beynini yeni bağlantılar yapması için sürekli şekillendirir. Buna beynin plastik yapısı denir. Mesela şiddet, ilgisizlik, ihmal, taciz, utanç ve suçluluğun devamlı yaşandığı ailelerde çocuğun beyin gelişimi yaşıtlarına göre daha yavaş olduğu görülmüştür. Çocuk da içe dönerek korunma durumuna geçer ve keşfetmeyi bırakır. Keşfetmek, öğrenmek ve sınırlarını genişletmek yerine fazla aktif bir stres sistemiyle yaşamak büyümenin düşmanıdır.

Stresi azaltamadığında birçok kişi dış kaynaklara yönelir. Rahatlamak için sigara, alkol, uyuşturucu maddeler, alışveriş ve ilişki gibi bağımlılıklar boşluğu doldurmaya başlar. Küçük yaşta aşırı uyarılan beyin nasıl rahatlayacağını bilmediği için bağımlılıklar rahatlamak için akılcı bir çözüm gibi görünür. Bütün bunlar bir acıdan uzaklaşma, sıkıntıyı giderme şeklidir. Bu anlamda bağımlılıklar için ağrı kesici diyebiliriz.

İlişkiler Beyni Nasıl Şekillendirir?

Beynini şekillendiren bir başka şey de ilişkilerdir. Ebeveynlerin veya hayatındaki merkezi ilişkilerin küçük yaşta senin kim olduğunu tanımlamaya başlarlar. Şu cümleler tanıdık geliyor mu: “Hata yapmamalısın”, “İyi bir çocuk olmalısın”, “İnsanlar ne der!”, “Daha iyisini yapmalısın”. Ebeveynlerin beklentileri çocuğun masum zihnine kazınan kanunlar gibidir. Duygusal bir enerjiyle tekrar tekrar aynı mesajlar verildiğinde kalıcı hale gelebilirler. Çocuk da sevgiyi almak ve vermek için belirli standartları karşılaması gerektiği inancıyla mükemmel olmaya çabalar, zorlu durumlarda sürekli kaygılanan anneden kaygılı biri olmayı öğrenir, şiddetin olduğu bir evde susmayı, sözlü ve fiziksel tacizin olduğu bir ortamda da utanç ve suçluluğu öğrenebilir. Sonuçta kusurlu yetişkinlerin ellerinde büyüyen defolu çocuklar oluruz.

İlişkilerin bir önemli boyutu da birlik veya bölünmüşlük eğilimi yaratabilmeleridir. Bir yanda yıkıcı beklentiler çocuğu yükseltmekten çok kusurlu olduğuna ikna edebilir. Bu durumda eksiz, yetersiz hisseden bir kişiliğin temelleri atılır. Sadece duygusal değil, fiziksel olarak da zorlayıcı deneyimler çocukların aşırı stresle büyümesine ve hastalıklara yatkın hale gelmesine neden olur. Diğer yanda kucaklayıcı ve keşfe dayalı bir iletişim çocuğun hata yapmasına, sağlıklı bir stresle gelişmesine ve kendi yargılarına güvenmesine zemin hazırlar. Çocuk için dünya güvenli bir yer haline gelmiştir.

Çevre ve ilişkiler birleştiğinde çocuğun beyninde dünyanın nasıl yorumlanacağıyla ilgili bir harita oluşur. Kendini ifade etmenin desteklendiği bir ailede gelişim çocuk için hayatın doğal bir parçasıdır.

Yeni insanlarla tanışırken veya topluluk önünde konuşurken güvende hisseder ve beynin kaygı ile ilgili bölümleri harekete geçmez. Aşırı eleştiri ve sözlü şiddetin olduğu bir ailede yetişen çocuk için ise kendini ifade etmektense uç bir ifadeyle bir köprüden atlamak bile daha çekici bir alternatif olabilir.

Amerika’da yapılan Hareketsiz Yüz deneyi bir çocuğun annesinden tepki alamadığında nasıl stres tepkisi gösterdiğini anlatan klasik bir örnektir. Aşağıdaki video önce annenin bebeğiyle ilgilendiğinde neler olduğunu, sonra da ilgisini kestiğinde ortaya çıkan durumu anlatır.

İzlemek için resme tıkla.

Mükemmel bir ailede büyümediysen üzülme çünkü öyle bir aile yok. Geçmişte ihmal edilmiş, dışlanmış, haketmediğin acılar yaşamış olabilirsin. Belki de kendinde bir sorun olduğunu hissediyor ve uzun zamandır içten içe kendini “onarmaya” çabalıyorsun. Güzel haber: çocukluk bitti. Daha güzel haber: beynin hala değişmeye eğilimli ve sakin, huzurlu, kendine güvenen birisine dönüşmen de mümkün.

Kaos, Katılık ve Kendi Kendini Yönetmek

Yetişme tarzına bağlı olarak herkes bir ucu kaos, diğeri de katılık olan iki nokta arasında bir yerlere düşer. Kaosun dışavurumu kaygı (anksiyete) ve panik olarak ortaya çıkar. Duygu, düşünce ve davranışlar karmakarışık hale gelir. Her şey batmaya başlar. Diğer yanda katılık ise sürekli zırhla gezen birini andırır. Esneklikten yoksun olduğu için aşırı kontrolcü olmuş, hayatını yönetme çabası içindedir. Zaman zaman herkes kaos ve katılık arasında gidip gelebilir. Ama ikisinin arasında tatlı mı tatlı bir yer vardır: ona denge, yani öz yönetim deriz.

Yaşadıklarını entegre edebildiğinde, beyninde sağlıklı bir şekilde anlamlandırabildiğinde bütünlük ortaya çıkar. Bu bir orkestranın canlı uyumuna benzer. Geçmişte yaşananlar anlamlı bir bütünlüğe dönüşüp kişiliğini güçlendiren tecrübeler olurlar. Kendi içinde uyumu hissettiğinde duygu, düşünce ve davranışların aynı nehrin parçası gibidir. Sorunlarla uğraşmak kolaylaşır. Anlayışlı ve sakin birine dönüşürsün. Beynin de sakinleşmek, rahatlamak ve net düşünebilmekle ilgili yeni bağlantılar oluşturur. Nasıl yani?

Beynin Plastik Yapısı

Londra’da taksi şoförü olmak zor iş. Yaklaşık beşbin sokak ve caddeyi heykelleri ve çoğu kişinin görmezden geldiği detayları ezbere öğrenmen gerekir. Sanırım bu da İngilizler’in KPSS’si. Ama sınavı geçen taksi şoförleri sadece bir taksi şoförlüğü lisansına değil aynı zamanda normal insanlardan daha büyük bir beyne sahip oluyorlar. Bunu ben söylemiyorum, London College’de 2006 yılında sınavı geçen taksi ve otobüs şoförlerinin beyni incelendiğinde beynin uzamsal hafızayla ilgili bölgesinin (hipokampüs) diğer insanlara oranla daha büyük olduğu gözlemlenmiştir. Anlaşılan dikkat düzenli olarak bir yere yöneldiğinde beyin o beceriyle ilgili yeni bağlantılar oluşturabiliyor. Aynı şeyi kaygı, sıkıntı ve stres için de yapabilseydi ne harika olurdu!

Londra’da bir taksi şoförü şehrin cadde ve sokaklarıyla ilgili farkındalık sahibidir. Bir yol tıkandığında zihinsel haritasını gözden geçirir ve alternatif bir rotaya yönelir. Birçok kişinin kendi bedeni ve duygularıyla ilgili zihinsel haritaları ise eksik veya hatalıdır. Bu yüzden çeşitli durumlarda ne yapacağını bilemez, önceden öğrendiği otomatik tepkileri verir ve kendini zora sokacak davranışlarda bulunur. Oysa aynı dikkati bedenini ve iç dünyanı keşfetmek, yeni davranış ve düşünme yolları oluşturmak ve bu sayede bütünlüğe kavuşarak kullanabilirsin.

Nasıl Farkındalık Geliştirirsin?

Bedene girerken yabani dünyaya giriş yaparız. Beyin tarafından kontrol edilen ve haritalandırılan bölgeyi terk eder ve yabana gireriz.

– Tara Brach, Phd.,  Awaken Your Heart, Creativity, Wisdom

Eski toplumlarda farkındalık çeşitli ritüellerle insanın gelişiminin doğal bir parçası haline gelmiştir. Japonya’daki çay seremonileri veya Kızılderililer’deki avlanma prosedürleri bu ritüellerin klasik örneklerindendir. Benim ve senin gibi şehir hayatında yaşayan ve tabiatın işleyişinden bihaber insanlar ise ergenlikte veya yetişkilikte yaşadığı sorunlardan dolayı bir şeylerin eksikliğini hissettiği için arayışa geçeriz. Amaç içinde huzurlu hissederken dünya ile hayatla daha sağlıklı bir bağlantı oluşturmaktır. Dan Siegel buna Akılgözü(Mindsight) adını veriyor. Aynı isimli kitabında Akılgözü’nü şöyle açıklıyor:

Bir aracı sürerken onu aynı zamanda düzenleriz. Sürüş bir akışı yönetmektir. Araba kullanırken gerekli düzenlemeleri yapar ve akışın istediğimiz yönde ilerlemesini sağlarız.  Zihni *sürerken* duygu ve düşüncelerin, yani enerjinin doğru yönde akmasını isteriz. Bunun için de sınırlı bir bilgiden daha fazlasına ihtiyacımız var. Duygusal zekâ burada devreye girer. İçeride neler olup bittiğini bildiğimizde bilgiyi enerjiyi yönetmek için daha rahat kullanabiliriz. Akılgözü de bu akışı yönetmeye yarayan araçtır.

Beden ve Farkındalık: Beden Yalan Söylemez

Beden her zaman olan bitenle ilgili sinyaller veren bir geribildirim sistemi gibidir. Birçok kişi bedenine yabancılaştığından hissizleşerek o an ortaya çıkan duyguları es geçer veya kaygı, öfke ve sinir gibi eskiden öğrendiği otomatik tepkilerle davranır. “Neden böyle hissettiğimi anlamıyorum!” ifadesi tam da bu tür durumlarda kullanılır. Beden yalan söylemez, ama dinleyen kim!

Farkındalık iç dünyana ışık tutarak bedenin dürtüsel tepkilerini anlamana ve otomatik pilottan çıkmana yardımcı olan el feneridir. Bisiklet veya araba sürmeyi öğrendiğin zamanı düşün. Sadece pedalları çevirmek veya gaza basmak yeterli değildir. Biraz pratikle sürüşünü kolaylaştıracak, belki yeni manevralar yapmanı sağlayacak farklı beceriler oluşturursun. Sürmek gittikçe daha çabasız ve kolay hale gelir.

Elbette bir deneyimi kelimelere dökmek zor iştir. Bu yüzden duygusal coğrafyanda Londra’lı bir taksi şoförünün ustalığına kavuşman için yol gösterici bir uygulama hazırladım. Sesli uygulama adım adım zihninde güvenli bir yer oluşturamana, sonra da duyulardan başlayarak farkındalığı geliştirmene ve zihni yeniden akort etmene yardımcı olacak. Düzenli bir uygulamayla dürtüsel tepkilerden, duygu ve düşünce dalgalanmalarından kurtularak sakin ve dengeli birine dönüşebilirsin.

Dinlemek için görüntüye tıkla

Takip Et

 

Kaynaklar:

Londra Taxi Şoförleri ile ilgili araştırma 

Anne Çocuk İlişkisini Anlatan Harlow Deneyi

Brene Brown Kırılganlığın Gücü

Dan Siegel – Akılgözü Kitabı

Şu makaleler ilgini çekebilir:

Zorlayıcı Çocukluk Deneyimleri ve Hastalık İlişkisi 

Kaygı Anında Beyninde Neler Oluyor?

Travmaya Yakından Bakmak: Acıdan Özgürlüğe

 

Pin It on Pinterest

Share This