Biz kendimizi geçmişinden habersiz kurbanlardan geçmişinin farkında olan ve onunla yaşayabilen sorumlu bireylere dönüştürerek özgürleşiriz.

– Alice Miller, Yetenekli Çocuğun Dramı

Zorlayıcı Çocukluk Deneyimleri ve Hastalık İlişkisi

Duygusal sorunlar hızla artıyor. Ortalama her beş kişiden birisi duygu durum bozukluğu yaşıyor. Romatoit artrit, MS, Haşimoto ve vitiligo gibi Otoimmün rahatsızlıklar hızla yayılıyor. İlaçlar ağrıyı dindirmeye ve durumu idare etmeye destek olsa da otoimmün hastalıklar için henüz tam bir tedavi bulunabilmiş değil. Ama hastalıkların iyileşmesiyle ilgili şaşırtıcı gelişmeler var. Bazı biliminsanları otoimmün hastalıklar, kanser, kalp krizi ve birçok rahatsızlığın kökeninin zorlayıcı çocukluk deneyimleri ile ilgisi olduğunu düşünüyor. Güncel tıbbi araştırmalar da zorlayıcı çocukluk deneyimlerinin otoimmün hastalıklarla doğrudan ilişkisini bulmuş durumda¹.

Zorlayıcı Çocukluk Deneyimleri küçük yaşlarda yaşanan taciz, ihmal ve diğer potansiyel zarar verici travmatik deneyimlere verilen isimdir. Travma kelimesi toplumumuzda kaza veya ölüm gibi durumlarla sınırlandırılmış durumda. Ama çocukluk çağı için travmatik deneyimler ebeveynlerden birinin kaybı, boşanma, taciz, tecavüz gibi sarsıcı olaylarla birlikte sürekli hissettirilen utanç, suçluluk ve değersizliği de kapsıyor. Bu tür durumlar bir süre sonra çocuğun stres tepkisinin yükselmesine ve dünyayı korkutucu bir yer olarak algılamasına neden olur.

Kilo Sorunu ve Zorlayıcı Çocukluk Deneyimleri

Zorlayıcı Çocukluk Deneyileri’nin hastalıklara neden olabileceği fikri 1985 yılında Amerika’da bir hastanede yapılan kilo verme programında ortaya çıktı. Vincent J. Felitti isimli doktorun yürüttüğü kilo verme programı büyük bir başarıyla obezite sorunu yaşayan insanların onlarca fazla kilodan kurtulamlarına yardımcı oluyordu. Programın sonuna doğru katılımcıların büyük bölümü birdenbire programdan ayrıldılar. Dr. Felitti ve hemşireleri olan bitene anlam veremedi. Dosyayı kapatmak yerine Dr. Felitti yüksek bırakma oranını araştırmaya karar verdi. 285 katılımcı ile teker teker yüz yüze görüştü. Görüşmeler sonrasında hemen hepsi de geçmişinde en az bir travmatik olay olduğunu itiraf etti.

Bu insanlar için yeme bir çözümdü: onlarca yıldır gizledikleri anksiyete, korku ve depresyonu rahatlatıyordu. Kiloları da istenmeyen fiziksel ilgiye karşı bir kalkan görevi görüyordu ve kilo vermek istemiyorlardı” 

– Donna Jackson Nakazawa.

Dr. Felitti ve arkadaşları zorlayıcı çocukluk deneyimlerinin arkaplanda insanların hayatını yöneten hastalıklı bir kalıp oluşturduğunu farkettiler. Geçmişte yaşanan travmatik deneyimler stres sisteminin hiç durmandan çalışmasına, kişinin dünyayı güvensiz bir yer olarak algılamasına ve hastalıklara açık hale gelmesine neden oluyordu. Stres sistemini biraz olsun rahatlatmak için birçok kişi de çeşitli bağımlılıklara tutunuyordu.

Zorlayıcı Çocuk Deneyimleri Ölçeği

Dr. Felitti ve arkadaşları 26.000 hastanın katıldığı araştırmada insanların çocukluk çağıyla bilgi edinebilmek için on sorudan oluşan Zorlayıcı Çocukluk Deneyimleri Ölçeği‘ni hazırladı. Bu alanda tarihte yapılmış en geniş çaplı araştırmaydı. İlk beş soru kişiseldi; kişinin yaşadığı duygusal ve fiziksel örselenmeyi ele alıyordu. Bunlar sürekli itilip kakılmak, sözlü ve fiziksel şiddet, sürekli küçük düşürmek gibi deneyimleri içeriyordu. Ayrıca bu deneyimler çocuğa ailede kendisini destekleyecek kimsenin olmadığı ve güvende olması için sürekli tetikte olması gerektiği hissini de veriyordu.

Zorlayıcı Çocuklu Deneyimleri Ölçeği’nin ikinci beş sorusu ailedeki diğer insanlarla ilgiliydi. Ebeveynlerin biri veya ikisinin kaybı, boşanma, ebeveynlerden birinin veya ikisinin bağımlılıkları ve zihinsel rahatsızlıkları bu bölümde ele alınıyordu. Çalışmanın sonuçları ise şok ediciydi: 26.000 katılımcının yüzde altmış dördü Zorlayıcı Çocukluk Deneyimleri olduğunu belirten en az bir cevap vermişlerdi. En az dört soruya evet cevabını verenlerin kanser ve kalp krizi riski yüksekti. Bu insanlar geçmiş acıları uyuşturmak için içki, sigara ve aşırı yeme gibi zayıf başa çıkma stratejileriyle yaşıyorlardı.

Çalışmaya katılanların büyük bölümü üniversite mezunu, beyaz ve iyi eğitimli ailelerin çocuklarından oluşuyordu. Belli ki bu yetişkinlerin büyüme çağında geçirdiği zorlayıcı çocukluk deneyimleri bugünkü durum ve olaylara da yüksek stresle tepki vermelerine neden olmuştu. Ama nasıl olur da yıllar  önce yaşanan olaylar hala etkisini sürdürebiliyordu? Bunu anlamak için hızlıca bedenindeki stres tepkisine gözatalım.

Zorlayıcı Çocukluk Deneyimleri: Sağlıklı ve Yıkıcı Stres Tepkisi

Stres tepkisi bedeninin tehlike durumunda sergilediği değişimdir. Diyelim ki gece yatağında rahatça uyuyorsun. Kapı ve pencereler kapalı. Güvendesin. Gecenin bir yarısı içeriden tıkırtı sesleri geliyor. Tüylerin diken diken oluyor. Hırsız?  Kalp atışların hızlanıyor. Zihninden binbir türlü felaket senaryosu geçiyor. Gerildiğini hissediyorsun. Annen başını kapıdan uzatıp kendi anahtarıyla içeri girdiğini söyleyene kadar bedenin yay gibi geriliyor. Ardından bir oh çekiyor ve rahatlıyorsun. Beynin içeride gerçek bir tehlike olduğunu düşündüğü için stres tepkin olması gerektiği gibi çalıştı. Bir çocuk için ise durum farklıdır.

Gelişen bir beyin için bir sonraki adımda neyin geleceğini bilmek çok önemlidir. Bu sayede çocuk yaşadığı ortamda duygusal olarak güvende hissedebilir. Elbette güven kendisinden sorumlu ebeveynler ve yaşadığı çevre ile de sağlanır. Evde sürekli aşağılama, utandırma, karşılaştırma ve suçluluk gibi duygular çocuğun devamlı savunmada yaşamasına neden olur. Her hatasında eleştirilen veya cezalandırılan çocuk için dünya keşfedilecek değil hata yapılmayacak bir yerdir. O da hatadan (acıdan) kaçmak için kendini mükemmelliğe zorlar. Bunun ne kadar stresli olduğunu eminim biliyorsundur.

Dünya Satranç Şampiyonu Josh Waltzkin Öğrenme Sanatı isimki kitabında anlattığı hikaye aşırı stresin neler yapabildiğine klasik bir örnektir. Amazon ormanlarında gezen bir avcı arkadaşlarından ayrılma gafletinde bulunur. Karanlık çökerken artık geri dönmek için çok geçtir. Ormanın sessizliğinde bir jaguarın kendisini izlediğini farkeder. Elindeki palayı öfkeyle sallamaya başlar. Jaguar ise avcının etrafında görünmez bir çemberde dönmeye başlamıştır. Saatler sonra avcı yorulur. Jaguar’ın vücudu bir yay gibi gerilir ve tam saldıracakken duyulan tüfek sesiyle kaçar. Arkadaşları avcıyı kurtarmaya gelmiştir. Ne yazık ki  adam aşırı stresten çıldırmış haldedir. Bir daha asla da eskisi gibi olmaz.

Çocuk için kronik stres sürekli tehlike anlamına gelir. Huzursuz bir ortamın getirdiği belirsizlik hissi de tetikte olmasına neden olur. Ebeveynlerden birisi veya her ikisinin bağımlılıkları, şiddet, önüne geçemediği kavgalar ve eleştiriler varsa çocuk kontrol edemeyeceği bir ortama maruz kalmıştır. Hayatta kalmak için sürekli alarm durumunda olmak zorundadır. Bu yüzden beyni ortamda devamlı tehlikeli olabilecek ipuçlarını tarar: diğerlerinin yüz ifadeleri, tehlikeyi çağrıştıran ses tonları, yenilikler, riskler… Bu şekilde yetişen çocuklarda beynin kaygı ile ilgili bölümleri (amigdala ve hipotalamus) diğer çocuklarınkinden daha aktif durumdadır. Çocuk alarm modunda takılı kalmıştır. Bir yetişkin olduğunda ise kaygı eğilimi diğerlerinden çok daha fazla olacaktır.

Her Şeyin Yeni Teorisi

Biliminsanları duygusal biyografinizin fiziksel biyografinize dönüştüğünü belirtiyor. Altüst Olmuş Çocukluk kitabının yazarı Donna Jackson Nakazawa bu durumu şöyle açıklıyor “Erken dönemde yazılan hikayeniz biyolojinizi ve biyolojiniz de hayatınızın seyrini belirliyor”. Bugün Zorlayıcı Çocukluk Deneyimleri ile ilgili 1500’den fazla araştırma yapılmış durumda. Harvard, Duke, Stanford ve California Üniversitesi gibi kurumların da konuya el atması ne kadar ciddi bir sorunla karşılaştığımızı ortaya koyuyor. Peki geçmişle, bir hayaletle nasıl başedebilirsin? Biyolojinin kurbanı olmaktan nasıl kurtulursun?

Travma tıp literatüründe geniş bir anlam kazandıkça beyni etkileyen araçlara yönelik ilgi de artmaya başladı. Mindfulness meditasyonu, yoga ve hipnoterapi beyni rahatlatıp stres durumundan güvenli moda geçirmene yardımcı araçlardan sadece birkaç tanesi.

Mindfulness Meditasyonu

Doğu’da birçok toplum meditasyonu dini bir araç olarak kullandı. Bilimsel olarak meditasyon bir beyin egzersizi olarak tavsiye ediliyor. Meditasyon kişinin düzensiz çalışan stres sisteminin etkileri olan kaygılı düşünceler, yersiz gerginlik, huzursuzluk ve sinir gibi halleri doğrudan gözlemlemesine yardımcı olur. Mindfulness Meditasyonu nefesine odaklanarak dikkati tek bir noktada toplamayı ve iç atmosferini gözlemleyip sakinleştirmeni sağlar.

Mindfulness Meditasyonu Nasıl yapılır?

Meditasyonun bir çok türü var. Batı’da hızla yayılan Mindfulness meditasyonu Amerika’da Dr. Jon-Kabat Zinn‘inMassachusetts Üniversitesindeki sekiz haftalık stresi azaltma programının başarısıyla tanındı. Katılımcılar haftada bir gün toplanıyor ve bir öğretmen eşliğinde meditasyon yapıyorlardı. Hafta içi her katılımcı meditasyonunu düzenli yaparak günlüğüne farkettiği değişiklikleri, sık gelen düşünce ve hisleri not ediyordu. Program o kadar başarılı oldu ki yıllarca aynı üniversitede devam etti.

Mindfulness Meditasyonunu oturarak veya uzanarak yapabilirsin. Gözlerin sakince bir noktada dinlenebilir. Kapatmak zorunda değilsin. Kapatmayı seçersen dikkatini karnına çevirerek bir odak noktası belirlersin. Meditasyonun ilk aşaması sadece bedende olup bitenleri gözlemlemektir. Çeşitli düşünceler geldiğinde kasıldığını, sıkıldığını ve belki kalkıp gitmek istediğini farkedeceksin. Kendi düşüncelerinle baş başa kalmayı öğrendiğinde ise olumsuz düşünceler eski gücünü kaybetmeye başlar.

Vipassana ve yönlendirmeli meditasyon ve türlerden de faydalanabilirsin. Burada benim hazırladığım 9 dakikalık kısa meditasyona göz atabilirsin.

Hipnoterapi

Hipnoterapi mantıklı zihinden bilinçaltı (duygusal) zihne geçiş için bir araçtır. Geçmişten gelen tamamlanmamış işleri bütünlüğe kavuşturmaya, iç çatışmaları sona erdirmeye ve kişinin kendi içinde huzura ererek güçlenmesine yardımcı olur. Bir uyku durumu değildir çünkü uyursan zaten bir şey duyamazsın. Duyamazsan da her terapötik deneyimin kilit taşı olan öğrenme meydana gelmez. Bu yüzden bilincin yerinde olduğu, kontrolün sende olduğu dinlendirici bir farkındalık hali olarak tanımlanabilir.

Son yıllarda yurtdışında travma tedavilerinde sıklıkla kullanılan hipnoterapi bir terapistin yardımıyla güvenli bir şekilde iç çelişkilerle ilgilenmene olanak sağlar. Psikoterapinin tersine duygularla ilgili konuşmak yerine doğrudan duygunun kaynağına inerek olan bitenle ilgilenmek üzerine faydalı bir araçtır. Geçmişe yönelik tahminlerde bulunmaktansa birebir hafızanın kaydettiğini ve bedende oluşturduğu duygu durumlarını gözlemleyebilir ve bir terapistin yardımıyla sağlıklı düşüncelere geçmeye başlayabilirsin. Zorlayıcı Çocukluk Deneyimleri’nin yarattığı değersizlik, utanç, eksiklik hissi, öfke gibi özellikle kökü geçmişte olan yerleşmiş inançlarla çalışmak için de oldukça etkili bir araçtır.

Dünyada hipnoterapi bir performans yükseltme aracı, ameliyatlarda doğal bir anestezi ve kişisel gelişim için tercih ediliyor.

Zorlayıcı Çocukluk Deneyimleri: Son Söz

Geçmişini yaşayamazsın ama kendi içinde olan bitenleri değiştirmen mümkün. Sürekli çalışır durumda olan stres tepkisini normal seviyesine döndürmek ve yaşanan deneyimlerin yüklediği kurban, eksik, yeterince iyi değil gibi rollerden sıyrılmaya başlamak hayatına tarifsiz bir özgürlük hissi getirecektir. Stres şalterinin inmesiyle çeşitli bağımlılıklardan kurtulmaya ve hayatı olduğu gibi yaşamaya başlayabilirsin.

Bedenin semptomlarını dinle. Ağrılar, sızılar, anlamsız ortaya çıkan hastalıklar, inatçı otoimmün rahatsızlıklar… Geçmişte kökü olan ne varsa iyileşmen için bir kapı açar. Kendi başına baş edemeyeceğini hissettiğin geçmiş duygusal durumlar için de yardım al. Dr. Bernie Siegel’in dediği gibi “İyi bir çocukluk için geç kalmış değilsin.”

 

İlgili makaleler, videolar ve kitaplara gözat: 

Travmaya Yakından Bakmak: Acıdan Özgürlüğe

Kaygı Anında Beyninde Neler Oluyor?

Hollywood Yıldızı Dolph Lundgren’in İyileşme ve Bağışlama ile ilgili çok etkileyici  TED konuşması 

Zorlayıcı Çocukluk Deneyimleri’nin Beyin Gelişimi Üzerindeki Etkilerini anlatan bir TED konuşması.

Dr. John-Kabat Zinn’in Sağlık için Farkındalık

Dr. Gabor Mate’nin Vücudunuz Hayır Diyorsa

Eğitime gözattın mı:

Bana Beyni Bağla stresi azaltmana, enerjiyi yükseltmene ve iç huzurla yaşamaya başlamana yardımcı bir eğitimdir. Bilimsel otohipnoz uygulamaları ile kaygı ve kronik stresi azaltarak iç huzura kavuşmana, grup uygulamaları ile zihni yeniden eğitmene yardımcı olur. Eğitime buradan gözat.

Pin It on Pinterest

Share This