Biz insanlar gerçeklikle yüzleşmemek için inanılmaz enerji harcıyoruz.
– Dr. Dan Siegel


Kaygı, Panik ve Beynin Alarm Sistemi

Kaygı anında beyninde neler oluyor? Her şey karmaşık hale geliyor. Belirsizlik seni korkutuyor. Huzur uçup gitti. Bunlar olan bitenin sonuçları. Bir de o gizemli makinenin içinde neler oluyor ona gözatalım.

Beynin harika bir makinedir. Evrende keşfedilmiş en karmaşık sistem olduğu da bir gerçektir. Ne yazık ki kötü bir özelliği de var: tembeldir. Çalışmayı hiç sevmez. Bunun için işlerini en az çabayla yapmak için davranış ve düşünme kalıpları oluşturur. Karşılaştığı durumları sürekli analiz etmek yerine çevreden ipuçlarını toplar ve öğrendiği kalıpları kullanarak tepki verir. Bu yüzden dolmuş şoförleri aynı anda hem para sayarken hem vites atabilir, para üstü verebilir ve günlük sohbetini yapabilirler.

Beynin alışkanlıklar oluşturabilmesi hayatı kolaylaştırır. Araba sürerken her seferinde öğrenmene gerek kalmaz. Bildiğin yemekleri pişirirken farklı dünyalara dalıp gidebilirsin. Ders dinlerken bunu başarabilen birçok öğrenci tanıyorum. Yine de küçük bir sorun var. Beynin ipuçlarıyla harekete geçen bir çağrışım makinesidir. Bazen çevreden veya kendi zihninden gelen sinyalleri yanlış yorumlayarak seni kaygı, korku ve paniğe sürükler. Düşünceyle işin içinden çıkmaya çabaladıkça bataklık etkisi yaratır. (Belki de kaygı kelimesi kayganlıkla ilgili bir kökten geliyordur.) 

Beyin ve Kaygı Döngüsü

Sabah sporu ne kadar zor! Ya Pazartesi gününe ne demeli? Nedense Cumartesi sabahları bir harika. Bunun sebebi beynin günleri ve onlarla ilişkilendirdiği duyguları kendine göre anlamlandırmış olmasıdır. Sabah uyanırsın ve beyin bir ipucuyla (Yine mi Pazartesi!) otomatik bir davranışa geçiverir. Omuzların düşer. İçin sıkılır. Bir of çeker ve yataktan sürünerek çıkarsın. Al sana otomatik beyin.

Elbette verimli çalışmak üzere gelişmiş bir buçuk kiloluk sevimli organın enerji tasarrufu yaparak seni hayatta tutmaya programlı. Biran önce herşeyi alışkanlık haline getirmek ve en az çabayla yaşamak istiyor. Durumu yanlış yorumladığı zamanlarda ise küçük bir çocuğun yorganın altına saklanması gibi (senin de yaptığını biliyorum) içine dönüp kaygıyla mücadele etmeye çabalıyor. Kaygı sisteminin nasıl işlediğini öğrendikten sonra yeni araçlarla rahatlamaya başlayabilirsin. Artık yorganın altında yaşamana gerek yok.

Beyindeki Kaygı Sistemi Nasıl İşliyor: Deneyimler, Kalıplar ve Anlamlandırma

Kaygı bazı insanlar için alışılmış bir duygudur. Bazıları için de bilinmezliğin yan etkisi. Uzun zamandır huzursuzluk duygusuyla yaşadıkları için sanki kaygı olmadan hayat olmazmış gibi gelir. Aslında kendi beyinlerinin akıl oyunlarına kurban olurlar. Bunu anlamak için beynin yapısına yakından bakalım.

Beynin üç ana katmana sahip. Beyin binlerce yıl önce uzak akrabaların tek katlı, hayvani dürtüleri barındıran bir yapı olarak varolmaya başladığı düşünülüyor. Ataların avlanıyor, uyuyor, sevişiyor ve dans ediyorlardı. Kulağa hoş geliyor. Belki de orada durmalıydık çünkü ne olduysa beyinleri daha fazla gelişmeye başladığında oldu.

İnsanların yaşadığı çevre ve sosyal yapı değiştikçe yeni becerilere ihtiyaç duydular. Beyin de yeni koşullara uyum sağlamak için çeşitli beceriler geliştirmek zorunda kaldı. Sonuçta avcılık becerileri tarım yapan birisi için öncelikli değildir. Balık tutarken de ne kadar güçlü olduğunuzun önemi yoktur. Asıl önemli olan neler yapabildiğinizdir.

Binlerce yıl içinde çevreye uyum sağlamak için duygusal farkındalığı sağlayan ikinci kat oluştu. Duygular diğer insanların tehlikeli olup olmadığını anlamak ve aynı zamanda yeni ilişkiler oluşturmak için de hayatiydi. İnsanların sorumluluk duyguları gruplar halinde yaşamlarına ve liderlik rolünü benimsemelerine neden oldu. Şehir hayatıyla derin düşünme ve analiz gibi yeni beceriler geliştirdik. Bu da üçüncü kata yerleşti. Aile apartmanına dönen beyin dışarıdan harika bir işleyişe sahipmiş gibi görünür. Birçok kişi için ise komşular arasında korkunç bir ilişki vardır. Beynin aşağı ve yukarı bölümlerinin çatışması düzenin bozulması anlamına gelir. Şimdi şu komşulara gözatalım.

Sürüngen Beyin: Yaşamsal İşlevler, Hayvani Güdüler

Nefes alıp vermek için uğraşmadığına şanslısın. Yaşadığın onca şeyin içinde bir de nefes alış veriş ve kalp ritmini sürekli takip etmen gereksiydi hayat nasıl olurdu! Sürüngen beyin adı verilen katman insanın en eski beynidir. Beslenme, kaçma, savaşma ve üreme tepkilerini kotnrol eder. Sürüngen canlılarda aynı beyin yapısı olduğu için bu isim verilmiştir.

Sürüngen beyin sayesinde hayatta kalırsın. Karşıdan karşıya geçerken acı bir fren sesi duyduğunda veya ağzından köpükler saçarak üzerine gelen bir köpek gördüğünde kaçmak için derin bir analiz yapmana gerek kalmaz. Fakat insan beyni sadece tek katmandan oluşmuyor. Sürüngen beynin işleyişini sabote eden duygular da hayatın bir parçasıdır.

Duygusal Beyin: Aşk, Sevgi ve Korku

Duygusal beyin yaşanan olayların duygusal değerlendirmesini yaparak sonraki deneyimler için altyapı oluşturur. Örneğin tehlike anında beyindeki kimya fabrikasının müdürü olan hipotalamus’a kortizol ve adrenalin gibi stres hormonlarını salgılaması için mesaj gönderir. Kalp atışını hızlandırır, oksijen alımı artar ve kaçmaya hazır hale gelirsin. Sevdiğin birisine sarıldığında aşk hormonu adı verilen oksitosin salgılanır. Bu aynı zamanda empati kurmana, güvende hissetmene ve yeni ilişkiler oluşturmana yardımcı olan kimyasaldır. Her şey ne kadar kolay görünüyor değil mi? Bir hormon azalınca gerekli desteği alırsan yeniden denge oluşabilir. Aslında tam olarak öyle değil.

Dürtüler ve duygular sıklıkla çatışmaya girer. Diyelim ki gecenin bir saati televizyon seyrediyorsun. Birkaç saat önce yemek yedin. Ama ilişkin yeni bittiği için öyle huzursuz hissediyorsun ki bir şeyler atıştırmak iyi geliyor. Artık yemeği rahatlamak ve içindeki boşluğu doldurmak gibi duygusal sebepler için kullanıyorsun. Bu durumda duygusal beynin gerçekten aç olmayan bedeni aç olduğuna inandırarak yemeye teşvik ediyor. Bir de düşünceler işin içine girdiğinde işler daha karışık bir hal alır.

Son Teknoloji Neokorteks: Dil, Soyut Düşünce ve Hayalgücü

İnsanları diğer memelilerden ayıran şey dil becerileri, karmaşık planlamalar yapabilmeleri ve zaman algılarıdır. Neokorteks adı verilen beynin beyaz katmanı düşünme, planlama, gelecek ve geçmişe yönelik analizler yapma ve duyguları tahlil etme gibi çeşitli işlevlere sahiptir. Bazen beynin en üst katında oturan kibirli bir yönetici gibidir. Her şeyi bildiğini düşünür ama nadiren kontrol ondadır.

İnsanların duyguları ve düşünceleri arasındaki sorun da burada başlar. Geçmişte sarsıcı bir deneyim yaşadığını varsayalım. Duygusal taraf bir ders çıkararak gelecekte de benzer olayların başına gelebileceğini hissetmeni sağlar. (“İnsanlara güvenme. En son nasıl aldatıldığını hatırlıyor musun?”) Diğer yanda neokorteks, yani düşüncelerle hareket eden bölge geçmişi bırakmanın mantıklı olduğunu belirtir. Bu yüzden insanlar kaygı duygusu içindeyken bir yandan güvende hissetmek ister, diğer yandan da bir şeylerin ters gideceğini kendilerine tekrar ederler. Garip varlıklar olduğumuz doğrudur.

Beyin Kendiyle Çatıştığında: Kaygı ve Güvensiz Bir Dünyada Yaşama Hissi

Amigdala beynin duygusal alarm sistemidir. Aynı zamanda korkuyu hissetmeni sağlayan bölge. Dışarıdan gelen uyaranları tehlikeli veya tehlikeli değil şeklinde ayırarak dürtüsel bir tepkiye yönlendirir. Tüm stres sistemini biranda harekete geçirebilecek bir güce, hormonlara sahiptir. Ne yazık ki duygu ve düşünceler birbirine karıştığında amigdala yanlış sinyaller verebilir.

Sınava giren bir çocuğun kaygı içinde hissetmesinin suçlusu amigdaladır. Çocuk sınıfta güvendedir. Önündeki ise “mantıklı olarak” sadece bir kağıt parçasıdır. Ya aklından geçenler? Başarısız olma korkusu, eleştirilme beklentisi, yeterince iyi olmadığını hissetmek… Düşünceleri gerçek olmayan anları yaratır ve korku haklı hale gelir. İşte neokorteksin yaptığı da tam olarak budur: beynin duygusal bölgelerini gerçek bir tehlikenin olduğuna ikna edebilir.

Amigdala aynı zamanda duygusal hafızayı da harekete geçirerek çeşitli korkuların yüzeye çıkmasına neden olabilir. Dr. Candace Pert ve arkadaşları Duygu Molekülleri kitabında kaygılı insanların daha fazla olumsuz anıları hatırlama eğilimi olduğunu belirtir. Bu da “Neden olumlu düşünemiyorum!” tepkisini açıklıyor.

Kaygı Bozukluğu ve Beyindeki Değişim

Kaygı bozukluğu (anksiyete bozukluğu) yaşayan insanların büyük bölümü bir şeylerin kötü gideceği hissiyle yaşarlar. Mantıklı olarak tehlike içinde değillerdir. Ama gel de bunu duygusal beyne anlat! Kalp çarpıntısı kötülüğün habercisi haline gelmiştir. Kaygı sorunları yaşayan birisi için dünyanın en huzurlu yerinde tatil yaparken bile kontrolü kaybetme korkusu, ölüm korkusu, kötü bir şeyler olacak hissi onları avlayabilir.

Kaygı anında beynin düşünen, planlayan ve bedeninde oluşan duyguları anlamlandırmanı sağlayan ön bölgeye (prefrontal) kan akışının azaldığı belirlenmiştir. Bu yüzden kaygı sorunu yaşayan insanlar “düşünemiyorum”, “her şey çok karmaşık” gibi ifadeler kullanır. Aynı zamanada bedendeki duyguları farketmeyi sağlayan insula isimli beyin bölgesi de normalden daha az kan akışı aldığı için belirsiz bir güçle savaştığı hissine kapılırlar. Haklıdırlar. Ama evlilikte söyledikleri gibi “Haklı mı olmak istiyorsun, mutlu mu?”

Beyin binlerce yıllık bir gelişimin ürünüdür. Doğru bir yaklaşımla düşünceler, duygular ve dürtüler uyumu bir bütünlüğe kavuşur.

 

Konuyla ilgili olan şu makaleler de ilgini çekebilir:

Travmaya Yakından Bakmak – Acıdan Özgürlüğe

Kaygı ile ilgili şu videolar hoşuna gidebilir: 

Beyniniz Gerçek ve Hayali Ayırt Edemediğinde

Baş belası Zihinsel Kalıplar ve Kontrol Yanılsaması

Rahatlık ile ilgili 9 dakikalık bu uygulamaya gözat:

Dinlen ve Yenilen 

Pin It on Pinterest

Share This