Fenerlerle dışarıdayım, kendimi arıyorum.
-Emily Dickinson, Şair

Travmanın Kökü: Geçmişin Gölgesinden Kurtulmak

Travma anında yaşanan deneyimler beyni sudan çıkmış balığa çeviriyor. Hafıza dağılıyor, duyular aşırı yükleniyor ve beyin korkunç bir stres yüküyle baş edemediği için sıkışıp kalıyor.  İşte travma o anda içinde sıkışıp kalan enerjinin ta kendisidir. Peki bütün bunlar neden akılla, mantıkla, yani düşünerek çözülmüyor? Bunun için derine dalıp travmaya yakından bakmak gerekiyor.

Son üçyüz yıldır aklın beyinde olduğu varsayımıyla hareket ediyoruz. Sorunların nedenlerini ve hastalıkların semptomlarını mantıklı konuşmalarla iyileştirmeye çabaladık. Yine de Uzay’a uydular gönderdiğimiz bu yüzyılda bile travmatik deneyimler bir sorun olarak insanların hayatını darmadağın etmeye devam ediyor. “O olaydan sonra eskisi gibi olamadı” cümleleriyle travmayı tanıyoruz. Neyse ki son elli yılda travmanın gerçekten yaşandığı bedene dönüp sarsıcı deneyimlerin nasıl rahatsızlığa yol açtığını ve geçmişin karanlık tünelinden nasıl geçeceğimizi öğrenmeye başladık. Artık tünelin ucunda bir ışık var. Hem de çok parlak.

Travma yoğun bir olay karşısında çaresiz kalan kişinin deneyimlediği sarsıntıdır. Yaşanan taciz, tecavüz veya kaza olabileceği gibi küçük bir çocuğun bir yetişkinin öfkesine veya şiddetine maruz kalması da insanın dünyasında örseleyici bir deprem yaratabilir. Travmatik olay gerçekleşirken zihin öyle yoğun bir sıkışma yaşar ki olan biteni sindiremez, anlamlandıramaz ve bir yerlere “tehlikeli” veya “acı verici” etiketiyle kilitler. O kilitlenen yer bedenindir.

Travma ve Stres Tepkisi: Kaç, Savaş ve Donakal

Beden stres tepkisi adı verilen içgüdüsel bir savunma sistemine sahiptir. Yaşamı tehdit eden bir durumla karşılaştığında kaçmaya veya savaşmaya programlıdır. Bir tehlike anında yaşamsal olarak ihtiyaç duymadığın işlevler güvende hissedene kadar askıya alınır. Bu yüzden bir köpekten kaçarken alışveriş listesini veya sosyal medyadaki paylaşımlarının kaç beğeni aldığını düşünemezsin. Bu harika işleyen sistemin üçüncü halkası olan donakalma tepkisi ise son yıllara kadar akademik dünyada hakettiği ilgiyi görmemiştir. Oysa donakalma travmatik enerjinin kilitlendiği düğüm noktasıdır.

Donakalma tepkisi ağır bir deneyimde kaçamadığın, savaşamadığın ve öylece kalakalıp ifade etmen gereken enerjiyi kilitlediğin anda ortaya çıkar. Mesela bir ceylan, sırtlan sürüsü tarafından çevrildiğinde düşüp bayıldığını görürsün. Donakalmıştır. “Ne yani, göz göre göre av olmayı kabul mu etti?” dersen, cevap hayır. Sırtlanlar ceylanın nasılsa bayıldığını varsayarak sürünün diğer üyelerinin peşine takılırlar. O sırada ilginç bir görüntü ortaya çıkar. Ceylan kısa süre sonra olduğu yerde titreyerek silkelenir. Hiçbir şey olmamış gibi kalkıp koşmaya başlar. O artık paçayı kurtarmıştır. İnsanların sıkıştığı nokta ise tam olarak donakalmadan titremeye geçiş anıdır. Bu titreme dışarıdan garip görünse de kişi için oldukça iyileştiricidir.

Travmatik deneyimler yaşamış insanların bir çoğunda ilk bakışta sebebi belirsiz gibi görünen ağrı, sızı veya farklı hislerin varlığı dikkat çeker. Travmatik olay bedende ve zihinde karmaşaya yol açmıştır. Zihin kendi küçük dünyasında geçmişi ve anlamlandıramadığı deneyimleri “mantıklı” bir bakış açısına oturtmaya çabalar çünkü bilinmezlik onun için dayanılmazdır. İfade edilemeyen enerji ise bedende hapsolmuştur. Artık belirli durum veya koşullara normalden daha az veya daha fazla tepki verirsin.

Travmaya Yakından Bakmak: Travma Sonrası Ortaya Çıkanlar

Travmatik olaylardan sonra çeşitli semptomlar ortaya çıkar. Bunların bazıları sarsıcı olaydan hemen sonra, bazıları da yıllar sonra kişinin yaşadığı bir başka kırılma anında beliriverir. Tek bir kelimeyle özetleyebilseydik travma ayrışmadır (disosiyason). Ayrışma durumunda zihin travmatik deneyimin acısından uzaklaşmak, hissetmemek için duyarsız hale gelir. Zihin yaşanmakta olandan “kaçmayı” başarsa da beden olan biteni deneyimlemeye ve kaydetmeye devam edecektir.

Ayrışma kişinin korku veya stresle aşırı uyarılması sonucunda ortaya çıkar. Mesela birçok tecavüz mağduru olayı anlatırken o an hiçbir şey hissetmediğini belirtir. Travma Sonrası Stres Bozukluğu yaşayan askerler de aşırı korku anında hissizliğe geçtiklerini rapor etmiştir. Hissizliği takiben travmatik deneyimden sonra kişide tehlikeli veya stresli olabilecek potansiyel durumlar karşı hassasiyet gelişir. Ben buna sürekli alarm modunda yaşamak diyorum. Güvende hissetmediğinde dikkatte daralma meydana gelir. İster istemez dış dünyadan veya duygu, düşünce ve hislerle iç dünyandan gelen sinyallere odaklanırsın. Birçok travma mağdurunun aklından geçen soru ise şudur:

Neden benim zihnim böyle çalışıyor?

Travmatik deneyimler hiperaktivite, ısı ve sese karşı aşırı duyarlılık, sürekli tetikte olma hali, uyku sorunları ve kronik stres gibi semptomları da ortaya çıkarabilir. Uzun vadede endişeyle ilgili sorunlar ve psikosomatik rahatsızlıklara (örn. migren, ülser) açık hale geliriz. Yani travmadan sonra dünya dost değildir. Güvenilmez bir dünyada yaşamak için de sürekli tetikte olmak zorunda hissedersin. Güvensizlik endişeyle yaşamaya yol açar ve kendi düşünce ve hayallerinin kurbanı olmaya başlarsın.

Beden Yalan Söylemez: Bedenin Vahşi Doğasına Giriş

Travmatik olaylar en büyük kara deliği bellekte yaratır. Geçmiş deneyimlerini anlamlandırmanı sağlayan (örtük) bellek parça parça ve kopuk hale gelir. Hafızanın bölündüğünü, belirli bölümlerini hatırlayamadığını düşünsene! Bu durumda bazı deneyimler kırık bir plak gibi zihinde tekrar tekrar oynatılırken diğerlerini hiç hatırlamadığını hissedebilir. Bellekteki kopuk anı parçaları bugün ve geçmiş arasındaki anlam köprüsünün çökmesine, parça parça hatırlanan olayların yanlış veya eksik anlamlandırılmasına neden olur. Zihin yanlış ipucunun peşine düşmüştür. Bu durumdan kurtulmak ve bütünlüğe kavuşmak için daha güvenilir bir kaynağa ihtiyacımız var: bedene.

Bedenin gerçekten nedir? Beynin uzantısı mi? Descartes’in bahsettiği gibi bir “makine” mi? 1980’li yılların başında dünyaca ünlü nörobiyolog ve farmakolog Dr. Candace Pert’in yaptığı araştırma bilim insanlarını hayrete düşürdü. Dr. Pert duyguların fizyolojik ifadesi olarak açığa çıkan molekülleri keşfetmişti! Onlara duygu molekülleri adını verdi. Duygu molekülleri kişinin düşünce ve duygu durumuyla da değişkenlik gösteriyordu. Bu yüzdendir ki geçmiş travmaların etkileri tekrarlandıkça aynı duygusal moleküllerin ve tekrarlanan düşüncelerin ağına düşeriz.

Bedenin deneyimleri duygu, düşünce ve hislerden oluşan bir paket olarak kaydeder. Bisiklet sürmek gibi yeni becerileri geliştirirken bilinçli farkındalığın her detayı takip etmeye başlar. Yeterli pratikten sonra öğrenme deneyimi oluşur. Artık bisiklet sürerken manzarayı seyredebilir veya farklı şeyler düşünebilirsin. Bisikleti sürmek için gereken bilgi örtük belleğe kaydedilmiştir. Bisiklete biner ve gidersin. Düşünmene bile gerek kalmaz. Bu yüzden beden travmanın iyileşmesi için gereken anlıların yer aldığı örtük belleğe ulaşmak için değerli bir kapıdır.

Travmatik deneyimlerin köküne erişirken beden bize duygu, düşünce ve hislerden oluşan ipuçları sunar. Önceden kopuk, anlamsız görünen veya unutulmuş deneyimler belleğin derinliklerinden gelen parçalarla birleşerek anlamlı bir bütünlüğe kavuşur. Bu süreçte beden travma senaryosunu tekrar oynatarak titreme tepkisini tamamlamaya başlar. Bir zamanlar çaresiz hissederek içine hapsettiği duyguların ifade edilmesi için elverişli bir kanal açılmıştır. Terapist de güvenli bir ortam yaratarak travmanın yarattığı bölünmeden bütünlüğe geçişte bir köprü rolü oynar.

Bir Travma Vakası: Neden Böyle Hissettiğimi Bilmiyorum!

Yıllar önce eşinden boşanmış üç çocuklu bir kadın danışmanlık almak için geldi. Geçinmek için bir süredir bir restoranda garsonluk yapıyordu. Her nedense sürekli bir huzursuzlukla yaşıyordu. Boşanalı birkaç yıl olmasına rağmen içindeki gerginlikten kurtulamamıştı. Benimle konuşurken bile koltuğun ucunda oturuyor, bir sessizlik olduğunda eli ayağına dolaşıyordu. Kendini ifade ederken terliyor ve normalden daha hızlı konuşuyordu. Çalışmalarımızda geçmişte onu etkileyebilecek potansiyelde birkaç olayı keşfettik. Sonrasında yardımcı olacak bir de telkin kaydı verdim.

Yeniden bedene dönüp çalışmaya başladığımızda büyük bir hüzün ve öfke açığa çıktı. Yıllar önce iki abisinden birisi tarafından cinsel tacize uğramıştı. O gün bugündür erkeklerin yanında güvende olmadığını belirtti. Bedende kilitlenen deneyimlerin kişiliğin iplerini nasıl gerdiğini yakından gözlemlemiştik. Ağabeye ve yaşadıklarını ifade edemediği ailesine karşı yoğun bir öfke açığa çıktı. Hemen ardından derin bir huzur hissetmeye başladı. Uzun zamandır içinde kilitlediği enerjiden kurtulmaya başlıyordu.

Travma alanında yıllardır çalışmalar yapan ve Kaplanı Uyandırmak kitabının yazarı Peter Levine’nin söylediği gibi “Gerçek kahramanlık yaşanan deneyimleri bastırıp inkar etmek değil, onları açıkça kabullenecek cesarete sahip olmaktır.”

Travma Tedavisi: Hipnoterapi, EMDR, Eft

Aldous Huxley’nin Ada isimli romanında gazeteci Will Farnaby gizlice bir adaya çıkar. Keşif gezisi sırasında bir tepeden geçerken birdenbire karşısına çıkan yılan paniklemesine ve tepeden yuvarlanmasına neden olur. Kendine geldiğinde iki çocuğun yanı başında durduğunu farkeder. Acı hissetmektedir ama çocukların yanında ağlama fikri korkunç görünür. Çocuklardan biri Will’e yaşadığı olayı tekrar tekrar anlattırarak duygularının boşalmasına ve tepeden yuvarlanmanın ıstıraplı bir deneyime dönüşmesini engeller. Çocuk kazazedenin titreme tepkisini harekete geçirmiştir.

Toplumumuzda travmatik deneyimlerin hemen “atlatılması” bir marifetmiş gibi görülse de eski toplumlarda insanların birlikteliği sayesinde travmatik deneyimleri açığa çıkarmak, paylaşmak ve hep beraber üstesinden gelmek iyileştirici bir ortam sağlardı. Örneğin Şamanlar’da bir hastalığın tedavisi sırasında hastanın yakın akrabaları da çalışmaya katılarak sürece destek olurdu. Müzik, dans ve sarılarak sevginin paylaşılması tedaviyi güçlendiren doğal birer destek olarak kullanılıyordu. Ayrıca nefes, bedensel hareketler ve dilin farklı kullanımı da travmatik deneyimler yaşayanlara yardımcı olmak için güçlü araçlardandı.

Bireyselliğin ön planda olduğu toplumlarda ise travma kişinin paylaşamadığı ama kendi içinde mücadele ettiği amansız bir düşmana dönüşmüştür. Hatta taciz ve tecavüz gibi birçok durumda insanlar bu tür olaylara maruz kalmakla ilgili suçluluk hissetmiştir. Neyse ki travma tedavisinde insanların bir veya birkaç kişiyle çalışarak yeniden bütünlüğe kavuşmasını sağlayan yaklaşımlar kullanılmaya başlandı.

Travma ve Hipnoterapi

Bugün travma tedavilerinde hipnoterapi, EMDR, EFT gibi bir çok araç sarsıcı deneyimlerin sağlıklı bir şekilde yeniden yapılandırılması için zihin beden bütünlüğünden faydalanır. Hipnoterapi travma kaynaklı derin çatışmaların biriken enerjisini ifade etmek ve zihni yeniden eğiterek kişinin potansiyelini gerçekleştirmesine yardımcı olur. Aynı zamanda örtük belleğe, yani unutulmuş veya eksik hatırlanan anılara erişip sağlıklı bir değişim yaratmak için kullanılan araçtır. Yapbozun parçaları tamamlandıkça kişi gerçekliğe yeniden ve daha sağlıklı bir şekilde bağlanmaya başlar.

Örneğin 1920 yılında Birinci Dünya Savaşı’nda savaş travması (bugünkü adıyla TSSB) yaşayan askerlerle yapılan hipnoterapi seanslarında birkaç saat içinde travmanın yarattığı titremeler azalmış, gözle görülür bir sakinleşme başlamış ve iki hafta sonunda askerler daha sağlıklı düşünür hale gelmişlerdir. (Bu bağlantıdan BBC’nin 1. Dünya Savaşın’da Travma Sonrası Stres Bozukluğu yaşayan askerlerin tedavisiyle ilgili görüntüleri seyredebilirsin.)

Travma alanındaki başarılı çalışmalarıyla tanımlanan Bessel van der Kolk Beden Kayıt Tutar kitabında hipnoterapiden şu cümlelerle bahsediyor:

 

Hipnoz 1990’larda gözden düştü. Fakat hipnoz sırasında insanlar travmatik deneyimlerin yoğunluğuna boğulmadan onları gözlemleyerek sakin kalabilirler. Travmatik anıların bütünleşmesinde kişinin kendini sakince gözlemleyebilmesi hayati önem taşıdığından hipnoz bir şekilde geri dönüş yapacaktır.

Travma sonrası tedavinin amacı kişinin bütünlüğüne dönmesine yardımcı olarak tam, sağlıklı bir benlik algısına kavuşmasını sağlamaktır. Bütünlük beraberinde güvende olma hissi, hayatla yeniden bağlanabilme ve kendini ifade etmeye başlama eğilimleri getirir. Travmatik deneyimden sonra düşmanca bir dünyada yaşadığının düşünen kişi doğru bir tedaviyle huzurlu bir dünyada yaşadığı algısıyla hayatını sürdürebilir. Artık eksik parçalar tamamlanmıştır ve travmatik deneyimin enerjisi kişinin gelişimine katkıda bulunan bir mihenk taşıdır.

 

Travma ile ilgili şunlar da ilgini çekebilir:

Scott Fraser’in Şahitler Neden Hata Yapar? isimli TED konuşmasını izle.

Peter A. Levine’nin Kaplanı Uyandırmak kitabına gözat.

Benjamin P. Hardy’nin Travma ile ilgili makalesine buradan gözat (Çeviri: Nejla Nur Güney)

Kaygı Anında Beyninde Neler Oluyor makalesini oku.

 

Pin It on Pinterest

Share This